Thursday, March 28, 2013

Saat ücü gecmisse, bir sey yapma, yat uyu yoksa basina bela alirsin derler. Yapamadim, sonuc bu...

.
.
.

28.03.2013
Berk... Kocam, hayatimin aski

Seni her zaman cok sevdim, hala cok seviyorum. Deliler gibi. Ve hala cok kiskaniyorum. Belki su an sana ve hayatin karsima cikardiklari acilara bu kadar sinirli oldugum icin diyorum bunu ama: keske bu kadar canimi yakmasaydin.
Yakmis olsan da, keske bana olan öfkeni aileme yansitmasaydin. Hala gizliyordum oysa. Ve dürüst olmak gerekirse, sirf karmasa cikarmadan ayrilmak icin degildi o gizlilik, bir yandan da barisma özgürlügünü koruyordu o gizlilik. Esasinda aramizin nasil sürekli kavgali oldugunu ailem bildiginde nasil davranacaklarini tahmin ediyordum zaten. Senin düsündügünün aksine, ben bizim hakkimizda sustukca onlarin da cesareti olmuyordu bir sey söylemeye. Ama ögrendiler. Senin gercek düsüncelerini de ögrendiler. Bana defalarca diyip sonra özür dileyerek gecistirebilirsin, ama bir babaya "Kizin zorladi, ben hic istemedim" dedikten sonra kim tutar o cigi? Kapilip gittim ben de, o acinin icinde, hep seni özleyerek, kapilip gittim bu bosanma isine. Ne hayatim düzelecekti sen gittikten sonra, ne öfkem dinecekti, ne de sevgim bitecekti. Bunlarin hepsini biliyordum. Bunlarin hepsinden korkuyordum.

Sadece o cok sevdigim adamin en korkunc hallerini görmeyecektim, yasamayacaktim artik. Ve bütün kötülükleri zamanla unutup, sana olan özlemimle, yalnizligimla basbasa kalacaktim.

Hani "yalnizlik paylasilmaz" derler ya. Paylasildigini ben seninle hep yasadim. Cünkü seninleyken cok yalnizlik gördüm. Ama ne olursa olsun, arada yildiz kaymasi gibi isildayan o mutlu günlerimiz vardi ya? Iste onlara tutunarak, hep ümid ederek yaninda kalmak istedim, yanimda kalmani istedim. Sana sarilmalarim artik sevdigime sarilmak gibi degil, sürekli gidecek birini tutmaya calismak gibiydi.
Görüsmüyorduk, belki düzenli bulusursak iyilesiriz diye ummustum. Bulustuk ama evli degildik, belki evlenirsek iyilesiriz diye ummustum. Evlendik ama birlikte degildik, belki birlikte yasamaya baslayinca iyilesiriz diye ummustum. Birlikte yasadik ama huzurlu degildik, belki zamanla alisinca iyilesiriz diye ummustum. Ama son bir defa bana tüm sicakliginla, tüm sevginle sarildin bana sabaha karsi yatakta - ve gittin. Havaalanindan korkular ve umutlarla döndüm henüz sicak olan yorganin altina, kokuna sarildim. Canimsin sen benim... ama neden eskiye döndük? Neden söyledin söylediklerini, neden kapattim telefonlari, neden özür diledin, neden agladim yeniden?
Belli ki, hic bir zaman iyilesemedik. Kac gün sürdü özlemimiz ki hemen birbirimize girdik yeniden.

Sen dönmek istemedin, ben yalvardim. Ben dönmeni istemedim, sen yalvardin. Simdi düsünüyorum, düsünüyorum. Su olmasaydi, bu olmasaydi, sunu yapmasaydim, o bunu yapmasaydi vs vs vs. Barissaydik dahi, durabilecek miydik beraber? Sen öfkeni yenecek miydin? Ben hic güvenebilecek miydim? Icim sizliyor, yillarca hep yeniden baristik, yillarca hep "bir sans daha" oldu. Bir tek bu birlikte yasama konusunda olmadi. Icim sizliyor, basarabilir miydik acaba? Yoksa yine yillardir bu aski yürüten o nafile umut mu konusuyor? Objektif olayim diyorum, hayir asla düzelmezdik diyorum. Ama bunu derken yine arkadan bir ses geliyor, ya basarabilseydik? Bu soru, giyotinim olsa keske, ama ben, daragacinda kisa tutulmus bir urganin ucunda boynumun kirilmasi icin dua ediyorum. Bu soru, hep tutundugum bu soru, her sey artik bitmis olsa da, hala tutunuyorum bu soruya... "Herhalde basaramazdik" diye bitirebilsem keske.

Sana o kadar kizginim ki. O kadar kirginim ki. Sen benim sevgilimsin, kocamsin. Canimin icisin sen, askim! Kavga ettikten sonra beni bazen baba sefkatiyle kucaginda avutan, keyifli oldugunda bana oglum gibi simaran. Erkegimsin. Kizligimi aldigina bir türlü inanamayan erkegimsin. Belki bunu okurken icinden yine o igrenc hakaretleri edeceksin. Sana benligimi teslim ettigim o en samimi anlarimizda beni yerden yere vuran, güvenimi sarsan, icime korku eken o hakaretler. Ama hala burda oturmus seni özlüyorum. Hep özlemeye devam edecegim. Hep kiskanmaya devam edecegim. Senin baska bir kadinla olma ihtimalin beni her zaman delirtmeye devam edecek.
Bu yüzden bu aksam kendimi tutamadim. Yillardir kabus gibi hayatimizdan bir türlü cikmayan o kadina hic beklemeden kosusun, birlikte gecirdigimiz o yillari yine yok etmisti. Yine o "benimle aslinda hep yetiniyordu sadece" düsüncesi. Yine o "aslinda hic gercekten sevemedi" acisi. O kadinlar. Bütün kadinlarin... Biliyorum, defalarca söyledin, pek bi numaram yok. Cok iyi es adaylari var disarda. Kimi harika yemek yapar, kimi inanilmaz sevisir, kimi asiri güzeldir. Farkli farkli yeteneklere sahip olan kadinlar, insani kendilerine hayran birakan kadinlar. Hayatta bir sey basarmis olanlar var. Bazilariysa sirf uzun bacakli oldugu icin kazanir. Hepsi karsisinda kendimi ezik hissettim her zaman. Ama bir seyi biliyorsam, o da kimsenin, kimsenin! seni benim kadar sevemeyecegi. Benim sabrima yaklasamayacagi. Hic kimse o kadar ümitlenmeyecek karsinda. Yine de umarim bir gün biri seni mutlu eder.

Herhangi biri. Belki blog'undan silmedigin o siirlere yepyeni biri kapilir. Benim Mahzen ve Mühür'de kapildigim "Dügün" siiri gibi, kim bilir onlar kimin icindi. Bunlari da kendime özel sanmistim. Gerci, bana özel sandigim bircok sözcügü baska kadinlarda sarfetmistin zaten. O portakal korusunda hic bir zaman güvenli hissedemedim kendimi. Yoksa sana haksizlik mi yapiyorum? O siirler benim icin mi hala orada? Ama siirleri simdi silsen de, bana ait olduklari icin mi silersin, yoksa iste olmadiklari icin mi? Bunu sorarken bir yandan kendimi fazla önemseme durumuna düsmekten de cekiniyorum (ama allah askina, bari fotograflari kaldir da Side'de o muhtesem günümüzün kavgayla bittigini hatirlatip icimi sizlatma). Düsün iste, hem sana hem kendime eksik olan güvenim, beynimin kivrimlarindan bin kat daha karisik düsünceler üretiyor ve bana gercegi söylesen de güvenemem yine ve kisir döngü sürüp gidiyor. Tipki o kadinlarla sürekli yarista hissetmemin sürüp gitmesi gibi. Neden vaz gecemiyor, neden hep ara sira bir yerlerden bir sacmalik patliyor, neden hep o kadini sürekli bir yerlerden yine hayatina dahil ediyorsun? Neden silemiyorsun, ben senin icin arkadas silmedim mi, yüzlerine karsi söyleyerek, dürüstce?

Bir türlü yenemedigimiz icin sonunda bizi yenen o güvensizlik sirf yabancilarla ilgili degil elbette ki, bunu da hatirlatmali. Güvensizlik mesela, su satirlari yazarken senin okurken o her zamanki tavrinla düsüncelerimi "ne kadar basit, ne kadar siradan, üniversite birinci sinir zirvaligi" diye asagiladigini düsünüyor olmam olabilir. Güvensizlik, senin yaninda kendim olmaktan korkmak da olabilir. Ki bu cok önemli. Ne zaman gercekten kendim olduysam sen sinirlendin. "Acaba," dedim hep kendime, "acaba beni aslinda sevmiyor mu, kafasinda bana yakistirdigi bir resmi mi seviyor?" Baska kadin arayisini, arayinin sözde sona ermesinden sonra bile "geyik" diye gecistirdigin ve benim "yavsak" diye kizdigim o muhabbetleri aciklar. Sana neden o geyik muhabbetine ihtiyac diye sordugumda yanit bile veremiyordun. Aslinda o kadar da zor degil. Can sikintisi. "Cünkü Senem aslinda istedigim insan degil."

Bütün bu düsüncelerim yersiz degildi, bunu sen de biliyorsun. Ama en basindan beri ortada olan bir korku var ki, asil onu bastirirken, gecistirirken, boynuma gecirilen o urgani örüyorduk. Hic bir seyi, hic bir zaman istemedin. Ya da belki istedin ama gerceklesmedinden bir o kadar da korktun. O öfke nöbetlerinde söyledigin seyleri sonra "sinirdendi" diye silislerin, barismak icin sarfettigin tatli sözlerin. Hepsini boynumda hissediyorum su an. Benimse hep sana yeniden tutunmalarim. Hic terk etmedi beni bu korku, ama hep göz ardi etmeyi sectim. Hayaller uzaktayken daha tatli geliyordu sanki sana, ne zaman elle tutulur hale geldiklerinde cildirmaya basliyordun. Belki de her seyin senin kesin bir karar vermene bagli olmasi fazlaydi. Sonucta sana "Evet" ya da "Hayir" yanitini gerektiren bir soru sordugumda dahi sinirlenen birisin. Ama simdi burada bu ayrintilara kapilip suclamaya baslamak istemiyorum yine. Nihayetinde suc benimdi. Cünkü aptal degildim, her seyi görüyordum, her seyin farkindaydim ve gözlerim göre göre girdim bu isin icine. Ve hep yalan olani sectim. Keske ne yaptigimi bilmeseydim, ama biliyordum. Keske gercekten senin dedigin kadar aptal olsaydim da simdi bir mazeretim olsaydi, "nerden bilebilirdim ki böyle olacagini?" diyebilseydim. Diyemem, sana baglanirken de, su an senden kopmaya calisirken de, biliyorum ne yaptigimi, neler yasayacagimi. "Dur" diyemiyorum, ne kadar istesem de. Cok daha önceden bitebilirdi her sey. Belki bu kadar aci vermezdi. Ama verirdi. Sonucta zamanla derinlesmedi bu sevgi, cünkü zaten deli dolu basladi. Zaten hep cilgincaydi askim ve su anki acimin, ilk kavgamizdaki acimdan tek farki umutsuzluk. Seni geri dönüsü olmayacak sekilde disladim. Nasil sana gittikce baglanirken hep korkuyla hareket ettiysem, simdi de hep korkarak uzaklastirdim seni. Su anki korkumun, o zamanki korkumdan tek farki umutsuzluk.

Senin de icin benim kadar karanlik mi bilmiyorum. Sana ne kadar kizsam da, yaptiklarini gördükce, "o coktan bos verdi" diye aci ceksem de, senin de kayitsiz kalmadigini biliyorum. Senin umrunda olmadigini söylesem haksizlik olur. Sen, umrunda olmadigini söylesen haksizlik olur (yoksa kendimi fazla mi önemsiyorum?). Ama benim icimde yillardir büyüyen bir kanser var. Günes tutulmasi gibi yayilan bir karanlik. Hep bu karanligin asla cekilmeyeceginden korkuyorum. Ki aslinda eminim, zaten hep sucladim seni bununla. Sen ektin icime, diye. Simdi suclama gecti, karanligimla basbasayim ve kimseye saldiramiyorum. En agir küfür, en icten haykiris, en sert yumruk dahi icimdeki bu öfke ve nefreti disa vurmama yetmiyor. Hincimdan ciplak ellerimle bir boga öldürsem yine gecmeyecek. Bazen, senin neden oldugun gibi oldugunu düsündügümde, seni bu karanlikta canlandiriyordum. Bilmiyorum yaniliyor muyum, ama bu kanser büyüdükce ben de senin ayni hastaligi yasadigina inandim - ve cektigin aci benim acima aci katti. Belki de bu bir sacmaliktir, hic konusmadik ki. Ben sana kavga ettigimizde anlatiyordum bu nefreti, sense sadece "affet" diyordun. Gercegi bilmenin imkani yok. Bana o "anlatacak cok seyim var" dediklerini hic duymadim ki gercegi bileyim. Firsat vermedigimi söylüyorsun su an, sana yazdigim onca seyler hep konusma firsatiydi. Iyi günümüzde zaten lafini etmezdin ki?

Aslinda cok merak ediyorum. Tipki her zaman babanla iliskini merak edip soramadigim gibi. Kendimce cok korkunc senaryolar yaziyordum yasadiklarin hakkinda. Tipki öfken hakkinda düsündüklerim gibi. Hep kendi basima. Kendi basima. Kendi basima o kadar cok sey düsünüyordum ki zaten. Insanlar hakkinda, yasantilarimiz hakkinda, fikirlerimiz hakkinda. Misal dünyada olup bitenlerle ilgili, politika olsun ekonomi olsun vs, beni hep duyarsiz buldun. Oysa ben sadece mide bulantisindan dolayi uzak duruyordum. Cesitli sebeplerden dolayi gectigim bir "duyarlilik" döneminden sonra insanoglunun dokundugu her seyin, din kitaplarimiz dahil, adet kanamasinda döllenmeden kaybolan bir yumurta kadar anlamsiz oldugunu anlamak ne zeka ister ne de tecrübe. Sen yokken vardi bu, seninle vardi, senden sonra olacak. Ama bunu zaten sen de biliyorsun. Konusmak dahi anlamsiz. Bir kac defa konustuk da ne oldu? Kavga ettik. Senin cinsellik ve kadin/erkekle ilgili fikirlerin beni kiskancliktan delirtiyordu, benim özgürlük ve dünyayi görmekle ilgili fikirlerim seni kiskancliktan delirtiyordu. Kiskancliktan delirmedigimiz zamanlarda ise konustukca her seyi o kadar anlamsizlastiriyorduk ki en son Alanyada askimizin aslinda cok vahsice bir cikar iliskisi olduguna inanamadigim icin "biz ne yapiyoruz o zaman burada" diye kollarinda aglamistim. Konusmadik ki hic diye yakiniyorum, sonra da konustuk da ne oldu diyorum. Konusmak böyle anlamsiz bir sey iste. Ama sorun bizim beceriksizligimizde.

Insan o kadar kafasi karisik bir canli ki, cokca zaman kendimi "keske daha ilkel bir hayvan olsaydim" diye hayal kurarken yakaliyorum. Bu hayallerde mesela ben bir disi fil oluyorum, sen de erkek. Aile kuruyoruz hic düsünmeden, birbirimizi kolluyoruz, ayrilmiyoruz cünkü fillerin dogasi bu. Keske...

Keske biz filler gibi davranabilseydik. Bazen yapiyorduk bunu. Ama maalesef pek ayni zamanlara denk getiremedik. Ya ben sana tutunuyordum ya da sen bana. Cok nadiren ayni anda birbirimize tutunduk. Oglumuz olsaydi, ona, evlenmek isteseydi eger, nasihat olarak sunu verirdim: "birbirinizi asla korkutmayin." Cok mu hayalperest? Romantik? Hatta kitsch? Olabilir, ama gercek. Bizim en büyük hatamizdi. En samimi anlarimda yalniz birakildim, korkutuldum. Sen en caresiz anlarinda saldiri üstüne saldiri gördün benden. Bilmiyorum, sana kendimi öyle actigimda acaba seni korkutuyor muydum, onun icin mi deliriyordun? Ve ben, sen bana yalvarirken, senden intikam aldigimi kabullenmek istemedigim icin mi öfkemi dindiremiyordum artik son zamanlarda? Nasil köpürüyordum öfkeden hala, hakaretlerin coktan sevgi sözcüklerine dönmüsken bile. Özür dilerim, ama kendimi savunmam lazim, bu da bir hastalik. Kafam karisiyordu. Hangisine inanayim ki, onca zaman hep tatli sözler bosa ciktiktan sonra...

Benim bir hastaligim var. Gercegi görmeme ragmen hep o "Ya baska türlü olursa?" sorusunun pesinde kosmak. Böyle yaparak bizi ilerlettim yillarca. Böyle yaparak acimi ilerletecegim yillarca. Ya barisip bu defa yürütebilseydik? Bir seylerden vaz gecmek yine eskisi kadar kolay olsaydi?
Sik sik oturup senin icin tüm dünyadan vaz gecebildigim günleri düsünüyorum. Keske yine öyle kuvvetli olabilsem. Yorgunluk mu, yaslilik mi, sevgi mi azaldi? Hayir azalmadi. Umutsuzluk geldi. Yüzlerce defa yeniden, yeniden, yeniden deneyip, yeniden, yeniden ve yeniden yanildiktan sonra. Acilar artik bir öpücükle dinmemeye basladi. Umutsuzluk geldi. Her seyin sonu, umutsuzluk. Cünkü seni hala delice seviyorum. Delice! Asigim, deliriyorum!

Emin oldugum bir sey var: Eger babami aramasaydin, her sey cig gibi büyümeseydi, su an yanima dönmüs olurdun. Ben telefonlara cikmadim evet. Ama yine de onu aramak yanlisti. Bana ulasabilmenin tek kanali telefon degildi sonucta. Hani "Karilik" ve "Kocalik" gibi laflar kullaniyorsun ya? Tanimlamak icin bu örnegi de kullanabiliriz. Ben her seyi "kari koca" arasinda tutmak icin hep gayret gösterdim. Sense her zaman bunun aksine calistin. Senin aslinda ilk bastan gelmek, sonradan gittiginde de dönmek istemedigini habire düsünmeme sebep olan davranislarindan biri de buydu (digeri de durup dururken kavga cikarip dönmekten vazgecmelerin).
Yapmasaydin, "dön" demistim sana yeniden ve sen eger istiyor olsaydin dönmeyi, dönerdin, benden o an daha fazla bir sey beklemeden. Aramiz genel olarak daha iyi olmazdi büyük ihtimal, ama yine de sana gecelik giyerdim. Bir gün saatlerce aglardim, ertesi sabah sana sosisli tost hazirlardim. Camasir yikarken sana kizardim ama cocuk gibi göbegine tirmanirdim. Derenin yanindaki o agacin altinda parmagina yüzügünü takardim ve valizini alir eve dönerdik. "Mekanda" kahve icerdik. Ben anime keyfine kaptirmisken senin söylenerek bulasik yikayasin tutardi, kavga ederdik. Dövüsürdük. Sonra sevisirdik. Bunlari böyle sayinca sevimli gibi geliyor kulaga. Yanlis anlasilmasin, ben kavgalarimizdaki dehseti, vahseti, siddeti henüz unutamadim. Bu yüzden diyebiliyorum hala "aramiz daha iyi olmazdi" diye. Cünkü eskiden nasil iyi günlerimize tutunduysam, simdiyse en azindan ayriliga alisana kadar kötü günlerimize tutunmam lazim. Icimde kin beslemek icin degil. Kin beslememeye calisiyorum. Hani sadece, "bu ayriligin yillardir asilamayan bir sebebi var" diyebilmek icin. Bir yerlerden "ya asabilseydiniz?" diye bir ses gelse de. Nasilsa o hep gelecek...

Yorganin altinda saklanirken allaha bu iskenceye son vermesi icin yalvamalarim gercekti o an. O kadar aci cekiyordum. Gercekten hayal kirikligina ugramak cok korkunc bir seymis. Ben de seni hayal kirikligina ugrattim bu terk edisle, ama itiraf ediyorum, her sey kendi hür irademle degildi. Selde akintiya kapilmis gibiyim. Sana bu ülkenin kapilarini kapattirmis olmasaydim "Dur" derdim belki cesaretimi toplayarak. Herkes cildirirdi. "Sunu görmüyor musun, bunun farkinda degil misin, kafayi mi yedin, hasta misin?" Herkes delirirdi, ben de sen döndükten sonra cikardigin ilk kavgada delirirdim. Neden esikten döndüm diye sorardim kendime. Simdi esikten dönmedim. Her sey ortaya ciktiktan sonra, cesaret edemedim. Beni gelecekte az cok neyin bekledigini biliyorum. Senin düsündügün gibi olmayacak, o hakareti etmeyeydin keske. Ama cok, cok yalniz olacak. Sana her zaman anlatiyordum senden sonra gelecegimin nasil olacagini. Su an bunu okurken sinirlensen de, benim cildirmamin bambaska bir yerden gelecegini cok iyi biliyorsun. Simdiden basladim iste bak yatakta sicakligini aramaya. Ben vücudumla denedim, yanildim oynamayacagim. Sen ne kadar hakkimda kötü düsünsen de, bu kaldiracak, bununla barisik olamayip delirecegimi bilecek kadar kafam calisiyor.

Bekaret meselesini umursamadigimi söylüyorsun. Asil sen bekaretimi alirken ne yaptigin hakkinda düsündün mü? Ben düsünmüstüm. Bir sans. Tek bir sansim vardi mutlu olmak icin. Baglanmak icin. Sende harcadim. Sen ne düsünüyordun acaba? Bu konu karsimiza ciktiginda söylediklerine bakarsan, senin düsüncelerin anca toplum sinirlarina kadar uzaniyormus gibi görünüyor. Senin böyle yetersin düsündügüne inanmak istemiyorum gerci ama bana hic bir zaman baska bir sey de göstermedin ki? "Bu kizin bekaretini alirsam, terk edemem artik yoksa ilerde orospu olur." Ya da "Bekaretini alirsam, ne olursa olsun onunla evlenmem lazim." Hani bu tarz seyler. Neden ne olursa olsun evlenmen lazim acaba? Ayrilinca ise neden vücudumu harcamaya mahkummus gibi görülüyorum? Sevisirken benden baglanip aile kurmanin yegane sansimi aldigini biliyor muydun? Yoksa sadece, sevisiyoruz, yani kesin evlenecegiz diye plan mi yapmaya calisiyordun o kafa karisikligiyla? Nikah kiymak yetseydi keske... Resmen bir kacamak yüzünden zorla evlendirilen erkek cocuklari gibiydin. Hircin, hala ac, kafasi karisik. O gece seninle altin gibi isildadim. Hani, bir seyi kimse görmese, o sey gercekten var midir diye sorulur ya. Sen beni görene kadar hic bir sey yoktu, ama sen görünce varoldu. Degerliydim artik, hem de cok. Keske ondan sonra gelen zamanlarda kavgalarinla bana "yanlislikla oldu" hissini vermeseydin. Bekareti umursamak bu iste. Nikah kiymak degil.

Simdi bir aile kurmak istesem bile imkani olmaz ki. O gece olmadan nasil baglanayim birine aile kuracak kadar? Biriyle tanissam hala seni aldatiyor gibi hissederim. Dokunmaya kalksa tecavüze ugramis gibi hissederim. Kaptirip gitsem dahi, her zaman aklimda olacak "Sen ilk degilsin". Abarttigimi düsünerek bana haksizlik yapma. Ben bekareti bu kadar önemsiyorum iste. Ne dini, ne toplumsal sebepler. Sana, yalnizca sana ait olmanin yasattigi deger ve gurur. Ve baglilik. Ne olursa olsun hep kalacak olan baglilik. Bugünden 50 yil sonra da "Berk" diyecegim. Ah keske, keske basarabilseydik mutlu olmayi! Keske ben daha güclü olsaydim! Keske sen bagliligin sirf ne olursa olsun yaninda kalmakla ispat edilecegini sanmasaydin. Merak ediyorum, acaba var midir gercekten ömür boyu her türlü aciya gögüs gerebilirken aklindan bir kez olsun "bitsin artik" diye gecirmeyen bir kadin? Illa vardir... Var midir? Sanmiyorum. Ama ya varsa?

Ben hala bagliyim sana. Simsiki. Yaninda degilim evet, terk ediyorum evet. Ama yanindayim da aslinda. Bilmiyorum acaba hakkimdaki düsüncelerinde biraz olsun adaletin var mi. Dün aksam olmadigini gördüm. Ama belki bir kac yil sonra? Belki onlarca yil sonra? Eger günün birinde her seyi anlayacak olursan, sucun yalnizca bende olmadigini görürsen, ölüm döseginde elini tutmak isterdim. Ben senden önce ölmezsem tabii ki. Ilerde gercekten cocuk özlemi duydugun eger henüz kimseyi bulamamis olsan yine ben olmak isterdim elini uzatan. Tabii ki bunlar yine benim sacma hayallerim. Sana güclü bir kadin diliyorum. Seni mutlu eden. Belki güclü olmasina bile gerek yok, cünkü dogru kisi karsina ciktiginda belki ona bana davrandigin gibi davranmazsin, kim bilir? Biz birbirimize deliler gibi tutunduk ama hic emin olamadik ki "Bu insan, o insan mi?" diye. Karsina isil isil bir kadinin ciktigini düsünsene. O kadar dogru olan bir kadin ki, asla ve asla incitmezsin sonu, kavga etseniz bile, asla korkutmazsin onu. Böyle bir kadinla karsilastigini düsünsene. Ne kadar büyük bir hafifleme olurdu senin icin. Keske o kadin ben olsaydim.

Dün aksamdan sonra senin geleceginle ilgili kiskancligimi yutmam gerektigini anladim. Sana her zaman mutluluk diledim, zamanla sakinlesirsin, icindeki karanlik cekilir, yüregin huzur bulur diye umdum. Ama baska bir kadinla mutluluk dilemeyi basaramadim. Seni hep yalniz canlandirdim gözümde, oysa ki ikimizde biliyoruz baska kadinlarla tanismanin senin icin ne kadar kolay oldugunu. Bendeki kiskanclik iste, mutlu olsun, ama bir daha asla sevemesin bu kadar. Baglanamasin demiyorum cünkü bana gercekten baglanabildigini düsünmüyorum. Ne kadar kötü bir istek, senin yalniz kalman. Gecmis yillarda da gelecek yillarda da yalnizligi hep cekmis olan biri olarak, önümde daha yalnizligin en derin ucurumlarini beklerken, sana nasil dileyebildim böyle seyleri? Bu ne öfke?
Haklisin, buna hakkim yok. Her zamanki hayatina geri dönüs cok kolay senin icin cünkü vakit disinda bir sey kaybetmedin. Aci veren kismi, hayata dönüsünün bu kadar hizli olmasiyla benim gecmis zamana da inanamam. Hic bir zaman iliklerine isleyemedim, hic bir zaman seni tamamen sarip sarmalayamadim askimla. Öyle hissediyorum. Hep öyle hissettim zaman zaman. Ve simdi bunlarin hepsini onaylar gibisin. Ve ben, dönüp baktigimda muhtesem bir ask görmek yerine hep süphe, hep korku görüyorum. Ne aci. Belki zaman yavas yavas unuttururken acilari, fotograflarda yakalanan gülüsleri görünce sadece, o zaman diyecegim "Muhtesemdi askimiz" diye. O an yüregimin nasil sizlayacagini tahmin edemiyorum bile.

Ama her sey bir yana, haklisin, hakkim yok artik hayatina karismaya. Deliriyorum acidan bunu söylerken ama sana yeni bir ask da dileyebiliyorum artik. Yok, hayir, bu gercek olmadi. Dileyemiyorum. Ama en azindan dilemem gerektiginin dogru oldugunu biliyorum. Ne yapayim, elimde degil, senin baskasina "canimsin sen benim" diyerek sarildigini hayal ettigimde acidan kivraniyor ruhum. Ama hakkim yok. Birbirimize mutluluk dilemeliyiz su saatten sonra, seven hic kötülügünü ister mi sevdiginin? Sadece bari "yeni" bir kadin olaydi da pesine takildigin, ki benim gecmisle ilgili korkularimi hakli cikararak tutundugum o kücük hatiralari da yerle bir etmeyeydin, diyecegim ama, bazi kadinlar kanser iste, eninde sonunda kazaniyorlar.

Yine de merak ediyorum, acaba beni de, bazi eski sevgililerindeki gibi ara ara takip etmeye devam edecek misin? Yoksa bu soru sadece durumumuzun ciddiyetinin farkinda olmadigim anlamina mi gelir...

Simdi gicik olur musun bilmiyorum ama bir sarki yakistiriyorum bize. Hatta iki, ikincisi ilkin devami. Kitsch mi acaba yine? Eminem ve Rihanna'nin cikardigi iki parca var ya hani. Klibinde Lost'taki Charlie vardi, bi de beni kiskancliktan geberten Megan Fox. O sarki cok elestiri almisti, bu ne sacmalik diye. Bir yandan da ergenlere cok cilgin bir depresyon sarkisi olmustu. Ama bir yandan da ben o sarkinin gercek oldugunu bizde yasiyordum. Dinledikce o kadar cok sahne geliyor ki aklima. Deliligimize hem bayiliyorum hem de ondan korkuyorum. Ben "huzur" dedikce sen "Her iliskide kavga gürültü olur, senin istedigin iliski türü yok!" diyordun. Ama bizimkisi kavga gürültü müydü Berk? Sonucta ilk sevgilimdin, ben "gercek" iliskileri sadece cevremde gözlemleyebildim. Nasildik biz? Deli miydik? Yoksa ben mi abartiyorum? Bence deliydik. Deliyiz. Seni bilmiyorum ama ben her zaman dedim sana, baska birisi olamaz artik diye. Yavrularin annelerini izleyerek ögrendikleri gibi ben her seyi ögrendim senden. Elinde büyüdüm, biliyorsun. Hala sana kiziyorum, hayatinda nerdeyse bütün ilklerini sende yasayan bir kizin askini nasil böyle suistimal ettigini düsündükce. Biraz daha sakin, biraz daha "anac" olamaz miydin? Yavrusunu yemeye calisan bir dinazor gibiydin cogu zaman. Korkunun gerekli oldugunu söyledigin günü hatirliyorum. Ne büyük sacmalik... bu korku mahvetti bizi. Bütün kötülüklerimizi korkudan yaptik. Her seyden korktuk.

En temelinde ölmekten korktuk. Yok, cok fazla uzaga gitmedim aslinda. Hayvan degil miyiz, hayatta kalmak, üremek istemiyor muyuz? Ne yaparsak yapalim, özü bu degil mi? Fil olsaydik, hic bunlari düsünmeseydik, hic "baska bir sey" olma cabasiyla kafamiz karman corman olmasaydi. Ya da hic yasamasaydik. Sonucta kimse sormadi dogarken "ister misin?" diye.
Korkudan birlesmeseydik, korkudan devam ettirmeseydik, korkudan öfkelenmeseydik. Her seyi korkusuz, sirf istedigimiz icin yapabilir miydik? Böyle bir seyi hayal edebiliyor musun? Korkusuz sevebilmeyi. Saf bir duygu hissetmeyi, hic bir seyden gölgelenmeyen. Saf sevgi ve ask. Simsiki sarilirken o sarilmanin bitmesinden korkmamak ne tür bir huzurdur acaba. Hep bunu aradim sende. Ama maalesef, her duygu, her düsünce ayni zaman baska duygu ve düsünceler tarafindan bulaniklastiriliyor.

Su an bunlari yazarken cildiriyorum mesela, bir yandan da "bosanma tamamlanmadan bunu yayimlaman ne kadar dogru olur acaba?" diye düsündügüm icin. Su duruma bakar misin allah askina? Sana sesleniyorum, askima sesleniyorum. Barisma umuduyla degil, kaybetme korkusuyla degil sirf sesimi duyurmak icin, sirf kaybolmasin bu kelimeler diye, okusa da okumasa da, ona seslenisim burada sonsuz olsun diye - ki yüzügümü hala bir gün olsun cikarmadim parmagimdan! Ve bu kadar ugrasirken bir yandan da kendimi tutmam gerekir mi acaba diye tereddüt ediyorum. Bilmiyorum, facebook sayfanda o kadar sacmaladiktan sonra simdi bunu geri tutmanin anlami ne olacak, ama iste biri facebook, biri de benim blog'um (bu arada facebookta o kadin hakkinda söylediklerimi geri almiyorum kesinlikle, ama merak etme, hesabimi sildim zaten). Bir yandan da "bunlari okursa belki bir hata eder konusuruz" gibi sacma sapan bir korku da var. Hani biliyorum aslinda senin konusmayacagini, ama hani yillardir hep "biliyordum" ya "artik kesin bittigini" (gülümser misin acaba su an...)? Anla iste. Aliskanlik korkusu/umudu/bilmemnesi diyeyim. Artik senin gittigini anlamadim degil de... öyle iste. Sonucta hala yillar sonra karsilastigimizda simsiki sarilip öpüstügümüzü de hayal ediyorum. Hatta karsilasmanin yollarini dahi hayal ediyorum. Herhangi bir sey vesile oluyor ve karsilasiyoruz, kacsam mi selam mi versem diye cekinirken coktan yaklasmis oluyoruz birbirimize, sana sevgilin olup olmadigini soruyorum, olmadigini söylüyorsun ve sarmas dolas oluyoruz aniden. Ve bu hayalleri kurarken ayni zamanda kendi kendime soruyorum: "Hasta miyim? yoksa böyle hayal kurmak, yalnizca hayal kurmak mi?"

Bir sey düsünürken ayni anda o düsünceyi sorguluyor olmak, diger yandan da sorgulamayi yalanliyor olmak, yani hepsini ayni anda yapmak ve hepsinin o kadar hizli olup da birbirine karismamasina ragmen karismis gibi bir his birakmasi cok yorucu. Bütün bunlari sana elle yazip, zarfli, pullu, mühürlü bir mektupta yollamayi o kadar cok isterdim ki. Ama korkuyorum. Yirtip atmandan. Hatta belki okumadan bile yirtip atmandan. Bir yandan da atamamandan korkuyorum, mektubun o cekmecende bir ton agirligiyla bilegine baglanmis bir yük olmasindan. Bir yandan da bu son dedigimi yine "kendimi fazla önemseme" manasinda anlamandan korkuyorum. Ya da bu mektubu utanmazlik olarak karsilamandan. Ya da aptallik. Neyse, zaten el yazimi okumakta zorlaniyordun hep. Mektup burada olacak, saklamayacagim. Ama en azindan eline bir "madde" seklinde ulasmayacak. Ama dedigim gibi, cok isterdim. Elimle yazarken sanki daha gercekmis gibi hissediyorum. Gercegin "dahasi" ne anlama gelecekse artik.
Sana gönderecegim esyalarinin arasina bir not sikistirmak geciyor bazen aklimdan, utaniyorum. Bu zamana kadar senin hayatinla oynadigimi düsünmüyorum. Ama bundan sonra sana her türlü ulasma cabam hayatinla oynamak olacak. Umarim bu mektuptan sonra kendimi tutabilirim. Tutmam lazim. Nasilsa benim de burada toparlamam gereken koskoca bir enkaz var. Sen öyle görmesen de...

Keske her seyi durduracak güven olsa. Bunlari yazmak büyük bir hata, biliyorum. Ama mecburum. Bu yazdiklarimin burada durmasi lazim. Bu mektup son kelimesiyle sona ermiyor, bunu da bilmen lazim. Eminim ki zaman icinde sürekli "sunu da ekleseydim, bu da önemliydi" diye buraya bir seyler daha yazmak isteyecegim, belki de yazacagim. Bilmiyorum. Ama su an dökülenler bunlar iste. Ve bunlarin burada durmasi lazim. Sonsuza kadar durmasi lazim, cünkü bu sevgi sonsuza kadar sürecek, cünkü bunun gibi bir sevgi asla ikinci bir defa yasanmayacak, cünkü bir kiz ancak bir defa kadin olur. Seni seviyorum Berk! Sana cok asigim, cok! Ve sen hep benim erkegim olacaksin...

Ve sen yeni hayatini kurmaya coktan baslamis olsan da, benim de senin icin bir ilk oldugumu bilmek, bu mektupta zaman zaman bulusacagimizin hayalini kurmama izin veriyor. Belki benimle o agustos gecesinde yasadigini baska kizlarda yasayacaksindir bir daha, kim bilir, ama ben hep ilk olacagim. En azindan bu var... Belki birbirimizi hatirladigimizda, acinin, üzüntünün, öfke ve nefretin cok uzaginda, belli belirsiz minik bir kivilcim olur bu ilerde ve ates böcegi bulmus gibi bir heyecan kanatlanir icimizde, yüregimiz hoplar kücücük ve "her sey kötü degildi" deriz, kirpigimizde bir kristal isildarken. Gülümseriz belki ufacik. Yagmur yagar.

Karin, Senem Dilara Ergin
.
.
.

1 comment:

Almanyada BirYerde said...
This comment has been removed by the author.