Monday, June 10, 2013

Her sey icin agladigim gece

.
.
.
Nerden baslayayim ki bu gece... Bu sehrin gelmis gecmis en sikici, en daraltici günlerinden birini yasadim bugün. Bir yandan icim kipir kipir, Istanbul veya Ankaraya gitmek istiyorum, direnise katkida bulunmak istiyorum. Bir yandan sinavlar, para meselesi vs... Bu sehir ise ölü. Eylemi dahi ölü... Kimsenin gücüne gitmesin ama gercek bu iste. Yine de tabii ki katilanlara tesekkür ediyorum. Her neyse... Sehri on defa dolastiktan sonra, gitmek istedigim Cafenin bu hafta boyunca kapali oldugunu on kere okuduktan sonra, eski bir tisörtten yepyeni bir tane diktikten sonra, internette saatlerce direnisi ve basbakani izledikten sonra, saat onbirden sonra bu inanilmaz sikici günü bir yürüyüsle sonlandirayim dedim. Bos bos yine ayni sokaklari dolastim. Seni deli gibi özledim. Sokaklar olabildigince tenha, o kadar bunaliyorum ki. Derken meydandan o rock barina dogru giden yola vardim. Takiliyorduk orada geccen yaz. Bir sene önce. Tüm cesaretimi toplayip oraya dogru yürüdüm. Girmeyecektim, sadece ne var ne yok bi bakacaktim. Dur bi saniye DHA canli yayindan fena sesler geliyor bi bakayim.

Döndüm. Beraber yürümüstük o yollarda be... Tam da kizamiyorum polislere biliyor musun. Sirf evde beslemesi gerektigi cocuklari karisi oldugu icin bu isi yapanlarin sayisini merak ediyorum. Biliyor musun Ankara'dan canli yayin izlerken hep gözlerim seni ariyor. Acaba karisiyor musun olaylara, basina bir sey gelir mi diye düsünüyorum. Kendine dikkat et olur mu?
Her neyse, nerdeydik. Rock bara dogru yürüdüm, öylece gececektim ama herifler öyle bi candan "merhaba" dediler ki... Sahibi olan, hani su uzun siyah sacli sisko, "ne o öyle boynu bükük dolaniyorsun etrafta dedi", dayanamayip yanit verdim: "Erlangen'in en sikici ve hüzün dolu gününü yasiyorum bugün" dedim. "Canin sikiliyorsa bize ugra, davetlimizsin" dediler. Tesekkür ettim, yoluma devam edecektim ki durdum. "Size uyup bi ufak sarisin alayim" dedim (0,4'lük acik renk bira). Gülüp verdiler birayi. Ictim. Bir de arada hosgeldin shot'u verdiler. Lan kahvaltiyla duruyorum, hic akillica degil bu dedim kendime. Neyse, ictim. 68 kusagindan bi herife merhaba dedigim icin pisman oldum, ideolojisini anlatti bana on saat. Oysa ben sadece seni hatirlamak istiyordum orada, baska bir sey degil. Bi ara taaaa antik cagda savaslarin bile para babalarindan, Babylon'dan ayarlandigini anlatti. "Her sey para babalari tarafindan ayarlanmiyor mu?" diye sordum. "Önemi yok, ben sadece okulda ögrendiklerimizin yalan oldugunu ispatlamanin pesindeyim" dedi. "Tamam ispatladin" dedim.

Ondan sonra uzun siyah sacli sisko "Bi sarki istegin var mi diye sordu". Arabesklik yapip Guns'n'Roses'ten "Don't Cry" parcasini istedim. Sarki caldi, adam sigara icmeye cikti, ben ücüncü shottan sonra ikinci birayi yudumluyordum ki iceri girip "Ask acisi mi cekiyorsun da bu sarkiyi istedin?" diye sordu. "He" dedim. Parmagimdaki yüzügü göstererek "Bosaniyorum" dedim. Aglamaya basladim. Sarildi bana, göz yasimi sildi. "Aglama" dedi. "Uzun sürer ama gecer, dünya onsuz daaa, sensiz de döner durur" dedi. Bir kac kere seni ve göz yaslarimi lanetledim. Sahip "Ben de benimkiyle sekiz yildir beraberim ama iki senedir hep kavga ediyoruz. Git, ne istiyorsan onu yap, ben de ne istiyorsam onu yapayim, diyorum ama kimsenin gitmeye cesareti yok. Utanma agladigin icin, ben bu barin arkasinda ne yaslar döktüm" dedi. "Haklisin" dedim. Kiss'ten hareketli bi parca acti, "Hadi bakalim" diyip bi shot daha doldurdu, ictim. Sonra ikinci birayi da bosalttiktan sonra "Bi tane daha?" sorusuna "Hayir" dedim ve herkesle vedalasip bardan ciktim. Eve dogru yürürken sokaklarin boslugunu lanetledim. Bu bos sokaklarda seninle yürürdük. Kahvemiz yanimizda falan. Cepte zirnik yok, senin asik suratin falan. Ama bir iki bira cakti mi deli gibi sevismek isterdik mutlu mutlu. Bu gece de deli gibi sevismek istiyorum seninle mutlu mutlu. Yarin sabah basardigim Biyokimya sinavi sayesinde edindigim vizeyi almaya gitcem. Ayriligimizdan sonraki ilk Biyokimya sinavi. Basardim. Icin icin basaramamayi umuyordum. Basardim ama. Bak, kendi basima bi bok becerebiliyormusum iste...

Su basbakanin mahalle delikanlisi üslubu yok mu arkadas... Türkiye icin agliyorum. Nihayet birilerinin sesi cikiyor, diyorum. Bi de allah askina "Dik dur ama diklenme" ne demek ya? Babam misin be adam? Hani ailenle beraber dik dur ama ailene diklenme falan. Sen de aynen öyleydin. Benimle dik dur ama bana diklenme. Böyle böyle agzima sictin. Bense hala seni özlüyorum mal gibi. Birazdan yataga yatcam. Sana aldigim o yorgan hala yatagin kenarinda duruyor tabut kapagi gibi. Senin ta amina koyim be adam, evet amin var. En adi türden hatunsun! Ben senden daha erkegim, tasagim na bes kilo! Öff...

Neyse, bardan ciktim eve yürüyorum, yol kenarinda sarhos bi kiz oturuyor. "Iyi misin" diye soruyorum. "Iyiyim" diyip elimi tutuyor, "Iyiyim, düsünüyorum sadece", gözleri kaymis, elimi tutup öpüyor "Cok iyisin, cok tatlisin" diyor. Kiza sariliyorum, "Gercekten yardima ihtiyacin yok mu?" diye soruyorum. "Yok, ama sen cok tatlisin" diyip simsiki sariliyor o da bana. Vedalasiyoruz, birbirimize iyi hayatlar diliyoruz. O da sarhos, ben de...
Eve yürüyorum. Bilgisayarimi acip bu yazdiklarimi yaziyorum. Bir de Occupy Taksim Nürnberg Support Sayfasinda bir paylasima yorum yaziyorum: "Hic bir sey sasirtamiyor artik beni, her sey beklenir bunlardan..."

Bütün bunlari neden mi yaziyorum? Sarhosum da ondan. Kontrol yok yani. Neyse yatayim artik. Sen kendine dikkat et olur mu? Canimsin sen benim...
.
.
.

No comments: