Showing posts with label Hastir'den söze girisler. Show all posts
Showing posts with label Hastir'den söze girisler. Show all posts

Monday, October 31, 2011

Once again, in my face




Merak - insani ya ilerletmistir ya da öldürmüstür.
Insanliktan cikali cok zaman gecirmis olan bir yaratigin yazilmamis günlügünden:

Bugün daragacinda sallandigim kacinci gün bilmiyorum, belki de yil olmustur, bir süre sonra saymayi birakmistim. Artik kis geldi ve Günes Bey hic aksatmadan her sabah ugrasa da, beni öyle terletecek durumda degil bu aralar. En azindan bu dertten kurtuldum, kim bilir belki kis gecmeden kirilir boynum - bir umut iste.
Onun disinda bir gelisme yok, bir yenilik yok aslinda. Gecen günün zirvesi basima konan bir serceden ibaretti. Nasil sinir oldum anlatamam. Kolumu kaldircak gücüm yok, sallamaya calisiyorum kendimi rüzgarda, yok. Bir kondu, pir kondu serce. Gagaliyor duruyor basimi. Yaklasik 20 dakika gecti öyle, sonra bi tiksirdim gitti. Ama iste o an cok heyecan vericiydi, hapsirigin geldigini hissettigim an tepemde bekleyen Günes Bey'e baktim siddetini arttirmak icin. Ne zamandir hissetmedigim kalbim öyle bi atmaya basladi ki anlatamam - ne heyecan, ne heyecan. Bir hapsiriga bagli olabilirdi huzurum! Bir hapsirik! Ne kadar siddetliyse o kadar sallanacaktim, o kadar zorlanacakti boynum, o kadar da yaklasacakti kopma noktasina ve belki kopacakti. Resmen agir cekimde yasadim o ani. Günes Bey'le bakisiyoruz, gözlerim yasariyor, agzim aciliyor, yüzüm burusuyor - muhtesem bir gidiklanma, kasinma burnumda, sinüslerimde. Bosalmak üzereyim... Derken korktugum basima geliyor.

Burada belirtmeliyim ki Günes Bey omzunda ölümsüzlük yükünü tasiyan ve hayatini her allahin günü ayni isi yaparak gecirmekten dolayi icinde alev alev öfke biriktiren biridir. Yakindan baktiginizda yüzündeki patlamalari görebilirsiniz - cehennem bu olmali diyorum. Bir yandan da hayat vermesi ne garip degil mi?

Neyse, Günes Bey'le bakisiyorduk. Bakisiyoruz, bakisiyoruz ve Günes'in yüzünde inanilmaz bir isilti beliriyor. Aman diyorum, aman yoksa yardim mi ediyor? Resmen nabzimi hissediyorum, hayattayim, hayatta ve ölümlü! Günes Bey piril piril gülümsüyor bana. Ama yüzünde bir degisikligin belirtisi birden cevredeki tarlalari titretiyor. Ben de sallanmaya basliyorum hafif hafif. Olamaz diyorum, yok hayir simdi degil, lütfen - 
Derken isil isil bir tebessüm sandigim o ifade adi bir siritmaya dönüsüyor. Rüzgar Hanim. Günes Bey, mutsuz bir memur gibi, Rüzgar Hanimin getirdigi bir bulutun ardina saklaniyor. Kasirgalik hapsirigim aninda kursagimda kaliyor. Ufak bir tiksirmayla beraber gözümde kasinmayla biriken yaslar sicak sicak dökülüyor yanaklarimdan. Aralarina caktirmadan bir de hüzün göz yasi katiyorum. Rüzgar Hanim, asili oldugum avluda söyle bir tur atiyor cinar yapragindan etekleriyle ve bana dönüyor. Yüzüme bir tokat, Günese bir bulut, bi de giciklik olsun diye yanagima yapistirdigi islak vicik vicik yapragi birakip gidiyor.
Kadin degil mi arkadas, Günes Bey'i de böyle acimasiz yapan o degilse benim de boynum kirilmasin.



Tuesday, December 15, 2009

neyse...

.
.
.
Günün birinde basina gelecekleri bilmeksizin herhangi bir icgüdüsünü takip ederek tarlalar arasi yolculugunda bir otobanda hayati son bulmus, üzerinden sürekli gecmeye devam eden araba lastikleri sayesinde asfaltla bir olmus ve yillar gectikce silinen yol isaretleri tazelenirken sirtina biraz gecikmis olan beyaz kefeni giydirilen bir sicanin ne mutlu ki artik hissedemedigi - zira ölü - gibi hissediyorum.
Nerden mi biliyorum bu durumda bir sicanin nasil hissedemedigini?
Eh anasinin yaptigi yemege „Bok gibi tadi var,“ diyen simarik cocugun bokun tadini nerden biliyorsa iste.

Zavalli sican ve ben, güzel bir sehrin güzel bir sokaginda insanlarin güzel ayakkabilarla gectikleri güzel yere ellerimizi bastirarak ölümsüzlesmek varken, herhangi bir otobanin bir kac santi metre karesine iki boyutlu bir ani olarak yerlestik. Gerci güzel ayakkabilarin altina da bok bulasabilir ya, neyse… Sicanin sansi ölü olmasi. Benim sanssizligim ise soguk bir havada sicak bir odada bulundugum bir halde olarak sicanin ölüyken hissedemedigi hisleri hissediyor olmam. Birazdan üstelik kendime bir kahve yapma imkanim da olacak. Sican kahveden anlar mi o ayri ama kahve iyidir. Bense bok gibi hissediyorum.
Nerden mi biliyorum bokun kendini nasil hissettigini?
Bunu bilmeye gerek yok. Görüntü, koku ve bu iki unsur sayesinde dünya capinda sehir iclerinde edindigi statüye bakmak yeterli. Sehir disinda bir bok olsaydim, gübre olabilirdim belki ama gübre olarak kullanilan bir bok olmak icin de asla kanalizasyonlarda kaybolan insan boku olmamam gerekir. En iyisi isal olmus kücük bir cocugun agaclarla cevrili bir karayolunda yolculuk esnasinda cirlayarak babasinin arabayi kenara cekmesini saglayip bir Akcaagacin dibine saliverdigi diskisi olmak.

Akcaagaclarini cok severim, onlara on gramlik bir faydam dokunsa ne mutlu bana. Belki bu sekilde bir yaprak daha verirdi agac. Bir yaprak demeyin, bir yaprak bir yapraktir ve saglikli bir agac günde ortalama 20 kisiye yetecek miktarda oksijen üretiyor. Bu üretime bir katkida bulunmak fena olmazdi degil mi, yanlis hatirlamiyorsam canlilarin hayatta kalmak icin oksijene ihtiyaclari var. Gerci, asfaltla bir olunabilen bir dünya, hayatta kalmak icin dogru yer mi o da ayri konu. Saka saka. Derdim tabii ki asfalt degil. Hersey cok güzel (olacak).

.
.
.

Thursday, November 5, 2009

Niye Abi?

.
.
.
Kargalar bir türlü pesimi birakmadilar. Bu sabah bi tanesi son sürat camima tosladi, düstü, bi kac saniye sonra camin kenarina kondu. Bakistik. Ben de böyle bi panikle uyanmisim sabahin köründe. Dedim kargaya "ulan anani bilsem de satsam". Kargadir, tinmadi. Dedim kendime "hadi kahvalti yap kizim", ama cikolata bitmisti. Vazgectim, kahve yaptim.

***

Su Cinemaxx'dan olumlu yanit gelse de ise alinsam. Bi sinema biletinin 8-13 Euro arasi ve misir-icecek ya da nacho-icecek ikilisinin 7 civari oldugu bir sehirde Cinemaxx'ta part time servis elemani olarak istedigin vakit yanina bir de arkadasini alarak bedava sinemaya girebilmek süper olsa gerek. Hadi lan alin beni ise, motivasyon tavan bende!

***

Sarkili "Protex" reklamini biliyor musunuz? Iyi.

***

Ahkamci ahkamci! Bana surdan bi kilo ahkam kes bakiim.
-Bas üstüne abla, Blogger mi olsun Wordpress mi?
Blogcu var mi Blogcu?
-Olmasi lazim abla ama dünden kalma.
...

***

Bi de bir siir atalim, bugünlük dünyaya kendinden bahsetme, homurdanma, sacma soru sorma ve herhangi bir sanat dalina girerek dadaist bir siir yazma denemesiyle kolpa entellektüel takilma dozunu tamamlamis olalim:

Ey mahmur gözlü, acilarin cocugu
hede hödö eyleme
Sen, boynu bükük osmanli mocugu
tingir mingir söyleme
asdfghjklö anliyen lan kücük pust?
uctu uctu kus uctu
kustu kustu...
kustu degil olm Kaptan Cousteau (o)
Duchamp demis ki
Shake that ass sexy mama!
brrrpfff
brrpff
brpf

(Bir Samanyolu TV dizisinden esinlenmistir.)

Kalin saglicakla.
.
.
.

Sunday, April 12, 2009

Tükürdügünü yalamak

.
.
.
.
Ulan sonunda ben de Facebo(o)k'cu oldum ya helal olsun bana! Hayirlisi bakalim.
.
.
.
.
P.S.: Ahahahh...
.
.
.
.

Tuesday, March 31, 2009

Abitur

.
.
.
.
Off sikildim hic biseye benzemedi bu!
Benzememesi gerekmiyor mu zaten?
Surayi mavi yapalim.
Ya yap iste bisiler.
Bi soru sorsana.
Serap, insan kendi annesinin babasi olabilir mi?
Bilmem, sen baba misin?
Surayi da mavi yap.
Doors acsana.
OK.
.
.
.
.

Saturday, March 21, 2009

Dünyabatti Köyü

.
.
.
.
Aga
Everdi kizini
Okuttu oglunu
Komünist cikti
Kirdi kolunu

At
Yeleyi savurdu
„Dagilin“ dedi
Saha kalkti
Agayi devirdi

Köylü
Cikti tarlaya
Vurdu kazmayi
Vurdu gögsüne
Yakti arpayi

Hoca
Aldi takkeyi
Cagirdi namaza
Cikti kahveye
Sarkti ilk kiza

Ögretmen
Yapti catiyi
Yakti odunu
Isitti odayi
Acti okulu

Cocuk
Tuttu kalemi
Acti defteri
Baba bagirdi
Isler cagirdi

Koyun
Geldi dünyaya
Cikti cayira
Daldi otlara
Kondu sofraya

Delikanli
Yedi küfürü
Atti dayagi
Yedi tekmeyi
Öptü sokagi

Genc kiz
Bakti camindan
Yandi yigide
Kacti evden
Vardi yezide

Inek
Sütü gelmis
Doldurdu kovayi
Öküz gelmis
Dogurdu danayi

Sarhos
Cekti kapiyi
Cekti kafayi
Cekti cileyi
Cekti tetigi

It
Isemis duvara
Yemis bi sopa
Cok tirsmis
Sicmis pacaya

Horoz
Günesi gördü
„bana“ dedi
Erken öttü
Basi kesildi

Kedi
Taht kurmus evlere
Fare girmez odaya
Kivrilmis bi kilime
Kici bakar sobaya

.
.
.
.

Saturday, October 11, 2008

!

.
.
.
.

Merhaba efendim
Söyle doyasiya
Bi küfür edesim var
Hürmetler efendim
.
.
.
.

Sunday, September 14, 2008

Das Sonntagsgefühl

.
.
.
.
"Pazar günü hissi" demektir. Pazar günleri sahip oldugum ruh halini tanimlar. Okula baslayip haftaiclerini ve haftasonlarini ayirtetme kabiliyetini edindigim zamanlarda gündeme gelen bir kavramdir. Peki tam olarak nedir bu "Sonntagsgefühl"?

Sabah yedi sularinda nedeni olmadan, uykunu alamadan gözlerinin acilmasidir.
Saatlerce ayilamayip, yatakta saat oniki-onüce kadar kivrilmaktir.
Uyku ve uyku sersemligi arasi, ama kesinlikle uyanik olmaktan uzak bir haldir.
Rimelin yastiga bulasmis olmasidir.
Sakallarin, yanagininin altindaki ele batmasidir.
Komsu daireden televizyon sesi gelmesidir.
Kalkip, yatagin kenarinda bir kac dakika garip bir anestezi halinde oturmaktir Pazar günü hissi.

Kahvalti olarak aksamdan kalma soguk pilavdan bir kasik almaktir.
Cay isteyip, cay demlemeye üsenmektir.
Evde cikolata aramaktir.
Bulamamaktir.

Havanin bulutlu, kuru veya islak soguk olmasidir.
Arkadaslarin evde oldugunu bilipte, “cikalim mi?” diye aramamaktir.
Arkadaslarla Pazar günü hissini yenmeyi düsünmek, ama birsey yapmayi istemeyi isteyememektir.
Ders ya da is yapilmasi gerektigini düsünmektir. Yapamamaktir.
Ertesi gün okulun ya da isin baslayacagini animsamaktir.
Internette ilginc birseyler okumayi istemek, okudugunu okurken baska seyler düsündügün icin anlamamaktir.
Cat Power dinleyip, sarki sözlerinin sacmaligina ragmen dinlemeyi sürdürmektir.
Bir zaman sonra sözleri önemsemeyip belirsiz bir boslukta, bos bakislarla kapali televizyonun karsisinda oturmaktir.
Düsünceleri toparlayamamaktir. Ya da herhangi bir düsünceye sahip olmamak.

Saatlerin umursamazca ilerlemesidir.
Özlemektir.
Toz kokan halinin üzerine yatip mide bulantisi duymaktir.
Birsey hissedememektir.
Havanin erken kararmasidir.
Günün bitmesidir Pazar günü hissi.

***

Yazlari hep belli belirsiz,
ama sonbahari hic atlamamistir Berlin.

Soguklar ise mevsimlere bagli degildir hicbiryerde.

.
.
.
.

Tuesday, May 13, 2008

Sine qua non

.
.
.

"Biz önceden bir yumurtayı dörde bölerdik kızım!"
.
.
.
Olmazsa olmaz. Parasız saadet yani.
Dışkılarınızın para olması dileği ile...
.
.
.

Saturday, February 9, 2008

Latife-i Merkep

.
.
.

.
.
.

Üc ciftci oturmus bir kahvede konusuyorlar…

"…Bir yigin tavugum var abi, istedigim zaman yumurtluyorlar."
"Ya? Benim ineklerin de sütü kesilmek bilmiyor valla, süper gidiyor."
"Hmm… Ben de mi inek alsam?"
"Esek alin arkadaslar, esek!"
"Sacmalama ya, esek bizim neyimize…"
"Aynen, ne yumurtlar ne de sütü ise yarar, et desen o bile yaramaz."
"Peh! Siz öyle sanin! Tüm dünya da milyonlarca esegim var benim, her istedigimi de yapiyorlar valla, pek memnunum ben…"
"Leng angut, böyle esek mi olur! Ne bicim esekmis bunlar?"
"Esegin en budalasindan."
"Anlatsana neler yapabiliyormus su eseklerin?"
"Ohooo, inegini sagar, yumurtani calar, tavugunu keser, pisirir, yer hatta. Ev yapar, bag bahce bakar, aile kurar, ise gider, para kazanir, araba alir, ev alir. Istersem hepsinin icine de eder. Ne istersem serefsizim!"
"Ha??"
"Yaaa. Süt desen süt. Bok desen bok."
"Amma da attin ha!"
"Bakin anlatacagim size nasil yaptigimi, sizin de isinize gelcek."
"Vallaha de?"
"Evet, evet. Ama önce sen kos bi cay getir bana kardesim. Sen de bi simit al gel canim benim, hadi hadi," arkalarindan bir de bagirir, "gelirken de bi gazete alin!"

Ikisi birden firlarlar ücüncü ciftcinin isteklerini yerine getirmeye…
Kahveci gelir yanina.

"Abi, ne saka yaparmissin sen de ha…"
"Ehehe, hemide esssek sakasi."

.

***

Insanlik, kocaman bir esek sakasindan baska ne olabilir ki?

Sunday, December 30, 2007

Okumanizi tavsiye etmem: Yazmasam olmazdi

.
.


Icimdeki hip hopcu ölmemis, Snoop Dogg ve Pharell dinledim ve dansettim, "shake that mother f*ckin' ass" lafi da hic dokunmadi, ohh canima degsin. Bunun sebebi? Bu sabah Kurat Buk'un "Komple bilmemneyiz" adli parcasiyla uyandim ve ardindan hemen gelecegime dair bir plan kurdum kendime:
Okulu bitirir bitirmez onu (Kurat Buk'u) kursuna dizip, mikroplari yayilmasin diye kirec kuyusuna gömdükten ve üstüne amerikan filmlerindeki agir abiler gibi "ahahahahaaa" diye gülüp altin disimi gösterdikten sonra, atildigim hapishanede "Hanim Aga" lakabini alip, mükemmel tespih cekerek icerde uyusturucu satan rakibim Rukiye ile fakir oldugu icin alay edecegim ve onun malini gözleri önünde yakacagim. Ates gözlerime yansiyacak ve ben "Bundan sonra burada benim dedigim yapilacak" diyecegim ona yakip yikan bir ses tonuyla. Rukiye, hayatinda gögüs gerdigi acilara dayanamamis, onu döven kocasini ve iki cocugunu dogramaktan iceri atilmistir. Benim icimdeki erdemi anladiginda sucunun agirligiyla bana siginacak ve "Ana" diye hitap edecek ondan sonra. Sonra para babasi olan "baglantilarim" beni hapishaneden kurtarinca, oradan ayrilirken "Hakkinizi helal edin hanimlar, sen de akilli (bunlar noktasiz i degil, ayrica le'ler bastira bastira söyleniyor) ol Rukiye!", diyerek ayrilacagim yanlarindan, "kendine iyi bak Abla, seni özleyecegiz" diyen sesler yankilanacak kulagimda, ve ben arkama bakmadan sislerin arasindan yürüyerek ebediyen kaybolacagim... Maledivlere mesela. Kaltaklarim olur orada, alir satar gecinirim iste bir türlü. Ekmek parasi, cüzdan yarasi. Degerlerini yitirmemis bir kadin olarak kötülerden calip fakirlere dagitacagim. Sonra saatim calacak ve ben Berlin'de delilik dedigimiz o ucurumun ve dibinde beni bekleyen ac aslanlarin üzerine gerilmis ipek urganin üstünde akrobatlik yaptigimin farkina varacagim - ve ölüm korkusuyla dengemi tutmaya calisacagim.
Keske yetmisli yillarda bir uyusturucu bagimlisi olarak bu hayata sacimda ciceklerle veda etmis olsaydim, ölürken de "California Dreamin' " calmis, kimse de farkima varmamis olsaydi. Ey gidi ciceklerin cocuklari...
Böyle bir yazi yazdigim icin beni affedin, sinirliyim hafiften.

Sunday, December 2, 2007

Sana aci vermek istemem

.


Inside out dedik tamam. Upside down oldu bi de üstüne. Neden hersey ters gidiyor, anlamadim ki.

Thursday, November 29, 2007

Borderline

Ard arda hersey, ard arda. Sonra üst üste. Karmasik, dolasik, bulasik. Altinda ben. Altinda o. Altinda bir baskasi. Kim o, kim o? Benimiyim omzumdaki yük, omzundaki yük. Onlar mi omzumda; o mu. Ben mi.
Bosluklari yüklerle dolduruyorum galiba; galiba sadece kendi icimde hersey. Galiba hicbirsey sadece hicbirsey; ve ben herseyi isterken kayiplarimin farkina varmamakla birlikte kendimi de hiclestirdim.
Uzaklardan biryerlerden izliyorum kendimi, davranislarimi, kararlarimi izliyorum. Kim o, kim o? Ben degil. Aklim degil, mantik degil; mantikli degil olanlar, gereksiz. Hersey gereksiz. Hersey amacsiz. Herseyin icinde hicbirsey.
Akiyor akiyor akiyor hayat, düzeni yok hicbirseyin. Hicbirsey sadece hicbirsey. Göndermeler yapiliyor. Metafor hersey; yazilan hersey. Yaziliyor, siliniyor. Izliyorum, izliyor, izliyoruz. Ben ve ben ve o. Kim o, kim o?
Ard arda geliyor hersey, üst üste diziliyor sonra, devrilip karisiyor, dolasiyor, bulasiyor hayatima. Sil(e)miyorum. Istemiyorum. Istiyorum. Herseyi. Ya hep ya hic, ya siyah ya beyaz, ya evet ya hayir. Borderline.
Hayir dedi, hayir dedim. Uzaklastim. Pisligim kaldi, kirletti; gördüm. Ben degilim, ben. O mu omzumdaki yük, ben mi onun omzunda. Ben mi kendi omzumda. Ben degilim o mantiksiz ben. Anlamadim. Kim o, kim o? Kimim ben?
Nothing is justified. Yet everyone is crucified. No escape. No escape. Insanity

Monday, October 1, 2007

Les Kokusu

Önce akbabalar parcalar, sonra sinekler gelir kokusuna, derken böcekler temizlemeye baslar kalanlari, bir bakmissin topraga karismis, geride kokusundan nebze kalmamis. Hicbirsey kalmamis.
Ben de öyle bekliyorum bir köseye siginmis. Kokumdan nebze kalmayana kadar. Canim yaniyor. Canim yaniyor...

Thursday, September 13, 2007

...derken hayat basladi!

Dogarken bana kimse sormadi "Istiyormusun?" diye, ve iste simdi bu hayata atilmisligin beraberinde getirdigi saskinlikla basa cikmaktayim.

Sabah dokuz sularinda beni güvenli sicacik meskenimden koparma amaciyla ayaginda insanliga hükmedercesine agir postallariyla yasamdan, kirilgan kücük sirtima aldigim tekmenin agrisini cekiyorum hala omuriligimin felc olmayan kisminda; epey bi zamandir bacaklarima uygulayamadigim otoriteyi simdi her zamankinden daha fazla geri istiyorum...


http://www.youtube.com/watch?v=-dIf2SFLwdw

Wednesday, September 5, 2007

Son günlerde

Bos bos yaziyorum hep. Bu vesileyle:

Forgive me my nonsense, as I also forgive the nonsense of those that think they talk sense.
(Robert Frost)

Tuesday, September 4, 2007

Baslik - ya da ufaktan bi dagilma dökülme halleri

Son iki yazimda baslik kullandim. Hani baska zaman da kullaniyordum, ama böyle "bold letter" falan yoktu. Öylece orda duruyordu iste harflerinin büyüklügü yazidakilerle esit büyüklükte, öyle aralarina karismis gibi. Ama son iki yazimda baslik kullandim, ilerki zamanlar da da devam ettirmeye düsünüyorum bu olayi. Cünkü dedim ki kendime "Bazi seylerin adini koymak iyi oluyor" dedim, "kolay kolay unutulmuyor adi oldugu zaman". Bunu daha önce de biliyordum. Ya hatta bu blog olayina girerken bilerek basliksiz yaziyordum yazilarimi. "Basliklar insanlari yönlendiriyor" düsüncesindeydim. Aslinda hala öyleyim, ne de olsa gercekten öyle. Bize de okulda bisey okurken basliktan ve "anticipation"dan yola cikarak "Haydin cocuklar tahmin edin bakalim, konu ne!" diyorlar. ...Ya tamam bir önceki cümledeki "düsüncesindeydim" kelimesinin "-dim" ekini "-im" yaptim. Simdi oldu. Bu arada yazi yazarken o yazdigim yaziyi yazarken düzelttim, yani düzelttigimi belirttim, silip yeniden yazmak varken. Gramerde bi yanlislik var. Herseyde var aslinda. O zaman bosver. Herneyse ya. Baslik kullaniyorum artik. Anticipating olayini destekliyorum. Yok yani aslinda konu o degil, ben birseylerin adini koymaktan bahsetmistim degil mi? Iste unutulmuyor cogu seyler, adi olunca. Ben ilk okulda ikinci ve ücüncü sinifta beden egitimi aldigim hocamin soyadini hatirliyorum mesela, bu yüzden de hep aklimda kalacak, öyle ki bugün internette onun izini bulma umuduyla Google'de "Akyol" ismine baktim. Onun yerine ingilizce ögretmenimin bir dergide yeni icat edilen vakum bilmemnesinin icinde bisiklet sürme bilmemnesinin gercekten zayiflamasina yardimci oldugunu anlattigini ögrendim. Iste bakin aletin adini bilmiyorum bu yüzden de aciklayamiyorum tam olarak ne oldugunu. Böyle yani bu isler. Benim de adim Senem ya da Dilara ya da ikisi birden olmasaydi beni kim hatirlayacakti? "Ahhh hani vardi ya bitane sacmalardi böyle abuk subuk konusurdu...ya hani sarisindi ya?" "Dilara ulan Dilara!" diyecektim ben de sinirle "Bi tutamadin ismimi aklinda!" Ama ben duyurmamistim ki ismimi o bilsin... Bu yüzden artik sadece yazilarimin basligini degil kendi adimi da duyuracagim. Fena fikir degil dimi? Bundan sonra "bold letters" abi bana ne!.. Bu arada su an aklimdan gecen düsünceleri yaziyorum, yani tabii sadece bunlar degil düsüncelerim, günlük hayatimdan da bahsedebilirdim ama düsünceler o kadar hizli ki ben parmaklarimla klavyenin üzerinde ucmama ragmen yetisemiyorum, iste bu yüzden jet hiziyla elekten geciriyorum ve ufak tefek kel alakaya maydanoz olaylar da girse araya, baslik konusunda kalmaya calisiyorum, iste bak bunun da bir basligi var: Uykusuzluk. Baslik verdigim icin, ne oldugunu bildigim icin unutmuyorum ve cogu geceler cekiyorum kahrini... Ya ben bu baslik olayiyla simdi metafor gibi bisey yapabildim mi? Olmadi galiba ya... Aman neyse yaziyi zaten güzel yazmak icin ya da yazabildigimden degil sadece yazmak icin yaziyorum. Hatta o bile degil. Ben sadece yaziyorum, amacsiz isteksiz, yok var bi istek aslinda, paylasma istegi ama blog sayfami pek az kisi bildigi icin bunu da siktir et, aha bak iste agzim bozuldu, neyse, yaziyorum ve bu isi beceremiyorum, fotograflarim daha güzeldir mesela, ya da cok güzel portre cizerim, ya da hicbirzaman taniyamadigim ninemin "gaygana"sini da güzel yaparim, sucuklu falan. Pazar günleri genelde. Sonra da midem yanar sucugun yüzünden. Hep midem yanar. Yanar agrir delinir ben de deliririm falan. Midemden nefret ediyorum. Ama ona da bi baslik koymusum ki unutamiyorum, bu yüzden hep agrisini cekiyorum. Ayni sekilde hayata isimler vermisim ki bir türlü cikmiyor aklimdan ölemiyorum bir türlü. Ölüme de isim vermisim o da aklimda dolasip duruyor yasayamiyorum rahatca.
Belki de baslik olayi cok da parlak bir fikir degil di ya... Bilmiyorum ya. "Ya" sözcügünü cok fazla kullaniyorum, kesmeliyim. Türkcem de kaydi. Ben de kayiyorum. Kaydim. Düstüm, kalkmaktayim. Artik baslik kullanacagim.


Alakasiz. Olsun. Vardir bitürlü bi alakasi da düsünüp baglanti kurmaya üseniyorum.
http://www.youtube.com/watch?v=u55fpsbzAfk&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=9xtYEX9KDwY

Saturday, June 16, 2007

Gelgit'ler

Geliyorum. Gidiyorum. Bu kadar.

Bir gün gitsem de bir daha geri dönmesem. Tüm sular cekilse, kurusa sahiller, köpük köpük kabaran dalgalarin yerini kizgin kumullar alsa. Bir gün gitsem de bir daha geri dönmesem.

Ama yap(a)miyorum. Ben hep geliyorum. Gidiyorum. Bu kadar.

Wednesday, April 4, 2007

Bazi seyleri tartismak beni gercekten yoruyor...

Cami'ye gitmekle müslüman olundugunu zanneden insanlar yaniliyorlar. Bir garaja girince de araba olunmuyor ki...

Saturday, March 31, 2007


Insanoglu hayatinda önce yürümeyi ve konusmayi ögrenir...

Sonra da yerinde oturup susmayi.